burası muştur türküsü ve hikayesi
YEMENTÜRKÜSÜ VE HİKAYESİ Havada bulut yok bu ne dumandır. Mahlede ölü yok bu ne figandır. Ana ben ölmedim bu ne şivandır Aho yemendir gülü çemendir, Giden gelmiyor acep nedendir. BURASI HUŞTUR YOLU YOKUŞTUR, GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR Kışlanın ardında redif sesi var. Bakın çantasına acep nesi var,
paylaş. "burası huş mudur muş mudur sorunsalı" başlığındaki entrylerin metinlerinde arama yapar. ara. entry 7. çok tartışılan bir sorunsaldır orjinalini trt bize huştur diye irdeledi. ancak yaptığı hatayı farketmişler ki bu seferde muştur diye ortaya çıkmıştır. türkünün adı yemen türküsü dür yemenle muşun ne
Burası Muştur Türküsünün Söz ve Notaları. 22 Nis 2013. #1. Burası Muştur (Havada bulut yok) Havada bulut yok bu ne dumandır. Mahlede ölen yok bu ne figandır. Şu yemen elleri ne de yamandır. Ano yemendir gülü çemendir. Giden gelmiyor acep nedendir.
Binali Yıldırım'dan "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsü izleyin - Cumhuriyet Dailymotion'da
A. “Muş” mudur, “Huş” mudur? Meşhur Yemen türküsü şöyle çağlar: “Burası Muş’tur, havası hoştur. Giden gelmiyor acep ne iştir?”. Evet, acep ne iştir? “Gidip de
Meilleur Site De Rencontre Gratuit 2014. Türküyü yıllardır bilirim severek de dinlerim. Hikayesini ilk okudum. Tahminimce hikaye de bahsedilen yeri biliyorum. Daha önce çalıştığım yerdeydi. Kıran Kaya denilen mevki. Dağ köylerine aşıya giderken buradan geçerdik. Yolun bir tarafı dağ diğer tarafı açık, boş geniş bir arazi. Tipi çıktığında hayat felç oluyor. Oradan geçerken şoförümüz oranın tarihinde yaşanmış olayları anlatırdı. Bir yerden bir yere göç ederken toplu kabile ölümleri. Yaşlı karı kocanın ölümünü. Kadın hastaymış doktora gitmek için yola çıkmışlar ve tipiye yakalanmışlar. Yeni tayin öğretmenler görev yerlerine giderken tipiye kapılmışlar. Daha bir çok üzücü hikaye Kıran kaya çok can kırmış. Kışın çok kar yağardı. Oradan geçmek beni hep tedirgin etmiştir. Anlatılanların etkisinden sanırım. İşe başladığım ilk yılda bir keresinde arabada sorun çıkmıştı, dönüşte tipi başladı. Silecekler çalışmadı. Kıran kayadan geçişimiz sıkıntılı olmuştu. Hikayesini paylaştığınız için teşekkürler.
Yemen türküsünün yazarı kimdir? Türkü ilk olarak 1944 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı adına derlemeler toplayan Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen’den oluşan ekip tarafından, Duriye Keskin isimli mahalli sanatçının parçasından derlenmiştir. Türküyü Muzaffer Sarısözen notaya almıştır. Yemen türküsünün hikayesi nedir? Yemen Türküsü Yemende çatışmada ölen Osmanlı askerleri için yakılmış bir ağıttır. Osmanlı Yemen topraklarını ülkesine kattıktan sonra buradaki hükümdarlığını sürdürmek için çok şehit verdi. Beş cephe de birden çarpışan Osmanlı kuvvetleri Anadolu’dan asker sevki yaptı. Huş hangi ülkede? TRT’nin değiştirdiği sözlerin altına “Huş; Yemen’in başkenti Sana ile Taiz kentleri arasında bulunan bir Türk Kalesinin ismidir” açıklamasını yaptığını hatırlatan Ata, “Türkünün sözlerini dikkatli bir şekilde okursak, Anadolu toprakları üzerinde bir yerlerde söylendiğini anlayabiliriz. Yemen Türküsü huş neresi? Huş, Yemen’in başkenti Sana ile Taiz kentleri arasında kalan bir Türk kalesinin adı. Bu yüzden Yemen’e giden askerler için yakılmış bu türküde “Huş’tur” denmesi akla yatkın gelebilir. Burası Muştur şarkısını kim söylüyor? Songül Karaosmanoğlu Ata, ANKA’ya yaptığı açıklamada, ilk olarak 1944 yılında Ankara Devlet Konservatuarı adına Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen tarafından oluşturulmuş derleme ekibi tarafından Duriye Keskin adlı mahalli bir sanatçıdan derlenen türküdeki “Burası Muştur” sözlerinin 90’ların … Muş türküsünün hikayesi nedir? Osmanlıya haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine Muştan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama hiçbiri de geri dönmez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muşta kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır. Burası Muş’tur türküsünün hikayesi nedir? Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine Muştan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama hiçbiri de geri dönmez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muşta kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır. Demiştir. Magusa Limanı türküsünün hikayesi nedir? Yedi Hint askeri, ağır yaralı olan Ali’yi sürükleyerek ibreti alem için Ali’nin hamal olarak çalıştığı ünlü Mağusa Limanına götürerek orada bırakırlar. Bu acı olayı işiten Ali’nin eşi koşarak Mağusa Limanına varır ve kanlar içerisindeki eşinin yanı başına gider. Huş ağacı nerede bulunur? Huş ağacı kuzey ve ılıman kuzey bölgelerinde yetişir. Örümcek ağı gibi ince dalları ve beyaz kabuğuyla huş ağacı özellikle kışın güzel bir görüntü verir. Tüm Avrupa, Kafkasya, Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Kuzeybatı İran ve Sibirya, salkım huşun doğal yayılış alanıdır. Burası Huş mu durmuş mudur? 90’lı yılların başında, Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın en sevdiği türkülerden biri olarak popülerleşen “Havada Bulut Yok” türküsü içinde geçen “Burası Muş’tur” sözlerinin aslında “Burası Huştur” olduğuna ilişkin söylentiler asılsız çıktı. İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Burası Huş tur huş ne demek? nedense bir ara biri, “yemen’de bir yer var adı huş. bu türkü olsa olsa oraya aittir” diye bir iddia ortaya atmış buna inananlar da “evet la orası olsa olsa huştur” diye bunu alevlendirmişler. şeklinde olan sözlerde, giden kişinin geri dönmediği ifade edilmektedir. Burası Huştur huş ne demek? Türk Halk Müziği `nin ustalarından Musa Eroğlu ise şunları söyledi `Türküde `Burası Huş `tur, Giden Gelmiyor Acep Ne İştir` deniyor. Bu Yemen Türküsü ise adamlar savaşmaya Muş `a gitmemişlerdir. Askerler Yemen `e gitmiş. Türkü , Yemen türküsüdür. Sarı Gelin türküsünün hikayesi nedir? Sarı Gelin, eski çağlardan beri Çoruh ırmağı boyunda yaşayan Hıristiyan Kıpçak beyinin kızıdır. Erzurumlu bir delikanlı sarışın Kıpçak beyinin kızına âşık olur ve Erzurumlu delikanlı ile sarışın Kıpçak kızının arasında Erzurum ve yöresinde yaşamaktadır. Neredesin sen neden yazıldı? Bu kadar büyük baba sevgisine sahip olan Ertaş, bu süreçte annesinin şefkatine ve sevgisine hasret kaldığını, bu yüzden babasına bu kadar çok bağlandığını çıktığı bir konserde dile getirmiştir. İşte bu hasret Ertaş’a “Neredesin Sen”i yazdırmıştır. Bitliste beş minare öyküsü nedir? Bitlis Rus işgalinden çıktıktan sonra Bitlis ordularının basında olan kişi olan komutan şerif bey, savaş sonrası Bitlisi görmek için Bitlise yüksekten bakan bir tepe olan ve şuan “şerif bey tepesi” olarak adlandırılan tepeye çıkıp Bitlise bakar ve görür ki Bitlis yıkık dökük her taraf yerle bir olmuş sadece tapanın …
Yemen’e Gidene Ağlıyor Kızlar Acılı, elemli ve yaslı bir türkünün öyküsüdür bilinmez. Aslında bilinir de herkes kendine göre değişik bir tarih söyler. Ama biz olayın gerçek yüzünü olayı yaşayan ve anlatanların diliyle türküye dönüştürüldüğü biçimiyle anlatalım. Anlatanlara göre o tarihte Osmanlı Yemen çöllerinde zorlu bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulur, savaş ve şartları haftalar boyu tartışılır durulur. Sonunda çözümün Yemen ellerine vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar ki; bir tek vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanından kaçmaları söz konusu olmaz. Haberler salınır. Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu oluşuma. Aslında istek olmasına olur da Osmanlının istediği gibi olmaz. Değişik vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısı da yeterli olmaz. Bu sırada Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir Osmanlıya; “hepimiz varız, gönüllüyüz yemen çöllerine gitmeye” Osmanlıya haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine Muş’tan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama hiçbiri de geri dönmez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muş’ta kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır. Yemen türküsünün bilinmeyen bölümleri aslen Muş’lu olan Mülkiye Müfettişi Nuri Yaman tarafından türküsü’ nün sözlerini daha iyi analiz edebilmek için kısaca Muş’un kültür tarihini incelediğimizde; Muş’umuzun kültür tarihi Urartu’larla başlar. Anadolu’nun Türkleşmesi sürecini başlatan Malazgirt savaşından sonra Türk-İslam kültürü yayılmaya başlamış ve zaman içinde tek kültür durumuna gelmiştir. Milli kültürün ayrılmaz bir parçası olan Muş folkloru, yöre insanının iç dünyasını, yaşantısını, geleneklerini geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe ve çevresinin ezgilerinde Doğu Anadolu Bölgesi halk müziğinin özellikleri görülür. Söylenen türkülerde yöre insanının yaşam biçimi, acıları, sevgileri,, işgal yıllarının çilesi ve yurt sevgisi dile gelir. Muş ilinden Yemen’e çok sayıda genç “ölürsek şehit kalırsak, gazi oluruz” diyerek askere gitmiştir. Yemen’in öldürücü sıcağı ve düşmanı ezici çoğunluğu nedeni ile gidenlerin hemen hepsi geri dönmemiş şehit düşmüştür. Türkümüz geride kalan asker yakınları ve yavuklularınca söylenmiştir. Hüseyni makamında olup 5/8 lik bir türküdür. Türkümüzün sözlerine bakıldığında yöre insanımızın geleneklerini, yaşam biçimini ve acılarını yansıttığı görülmektedir. Yemen’e giden redif alayından hemen, hemen hiç kimse geri dönmemiştir. Bu kara haberin Muş’a ulaşmasıyla halk arasında şivan denen ağıtlar yakılarak feryatlar yükselir. Muş geleneklerinde komşularca cenazesi olan evlere başsağlığına gelenlere ve cenaze evinin halkına yemek gönderilir. O zamanlar teknik gelişmediğinden, yemekler fırınlarda değil kazanlarda, odundan ateş yakılarak pişirilirdi. Cenaze evi birden çok olduğundan, şehrin birçok yerinde cenaze evlerine yemek göndermek amacıyla büyük ocaklar kurulmuş, tabiatla olan bağları odunlar ocağa sürülmüştür. Bu ocaklardan çıkan yoğun duman gökyüzüne doğru yükselir. Nişanlısı redif alayı ile birlikte Yemen’e giden ve bu kara haberi henüz duymamış olan genç kız pırıl pırıl bir ağustos günü bu ağlamaları ve bu dumanı görünce;Havada bulut yok bu ne dumandır Mahlede ölüm yok bu ne şivandır Bu yemen elleri ne de yamandır Demiştir. Gerçekten de mehlede ölü yoktur cenazeler Yemen’dedir. Bulutsuz ağustos gününde ki duman ise cenaze evleri için yemek yapmak üzere yakılan ocakların Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir Burası muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştirÇemen; Yemen’de yetişen bir bitkidir. Askerlerimiz Yemen’e gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir. Muş ili Türkiye’nin üçüncü büyük ovasına sahiptir. Birçok kişi Muş ovası ile türküdeki yokuş yol ikilemine düşmektedir. Oysaki Muş ili yerleşim itibariyle savunması daha kolay en eski yerleşim yeri olan bugünkü kale mahallesi ve minare mahallelerinin olduğu bölüme konuşlanmış ova ise tamamen tarıma bırakılmıştır. Bugün halen kale mahallesi eski yerleşim kalıntılarını taşımakta ve yüksek bir yerde ovaya hâkim bir alandadır. Eski Muş’un yolu halen yokuştur. “giden gelmiyor acep ne iştir” sözü Muş’a giden dönmüyor diye anlaşılmaktadır. Oysa türkünün sözleri dikkatli incelendiğinde Muş’tan Yemen’e gidenler şehit olup dönmediklerinden “giden gelmiyor acep ne iştir “ sözü onlar için söylenmiştir. Eski yerleşim yeri itibariyle Muş ilinde askeri kışla kale mahallesinin eteklerinde bugünkü il jandarma komutanlığı dinlenme tesislerinin bulunduğu yerdedir. Nişanlısının ölüm haberiyle yüreği yanan genç kız kale mahallesinden yokuşun altındaki kışlaya bakarakKışlanın önünde redif sesi var Açın çantasını bakın nesi var Bir çift potin ile bir de fesi var Mülkiye Müfettişi Sayın Nuri Yaman’ın araştırmaları ile derlemesi yapılan türkünün diğer mısralarında ismi geçen yerlere gelinceMongok Yeni adı Soğucak’tır. Merkeze 2 km Mesafede soğuk suyu ile meşhur 68 km Uzunluğunda komşu Bitlis ili Güroymak ilçesinden doğan ve Muş’a güneyden girerek bilahare kurt istasyonunda murat nehri ile birleşen bir önünde çalınır sazlar Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar Yemen’e gidene ağlıyor kızlar Mısralarından da anlaşılacağı gibi bu türkü Muş’tan Yemen’e giden askerlerimiz için söylenmiştir.
“Muş” mudur, “Huş” mudur? Meşhur Yemen türküsü şöyle çağlar“Burası Muş’tur, havası hoşturGiden gelmiyor acep ne iştir?”Evet, acep ne iştir?“Gidip de gelinemeyen yer Yemen’dir de, Yemen’in neresidir, Muş mudur, Huş mudur?”Anlaşamamazlık böyle Körükçü’nün kulakları çınlasın, biz de sonunda “Huş” olduğuna karar vermiştik, bizim gibi çok kişi de...* * *Okurlarımızdaki Faran Özer, “Havada bulut yok, bu ne dumandır” diye başlayan türkünün kaynağını açıklayan bir çalışmayı nakletti.* * *İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Songül Karaosmanoğlu Ata’nın yaptığı araştırmaya göre “türkünün hikâyesi” şöyle...1944’te Ankara radyosundan Muzaffer Sarısözen, Halil Bedri Yönetken ve Rıza Yetişen, yerel sanatçı Dürüye Keskin’den bir türkü derliyorlar Yemen Türküsü...Türkü 1990’lara kadar böyle söylenir“Burası Muştur, yolu yokuştur?”Bazıları türküyü “Burası Huş’tur” diye söylemeye başlarlar, söylentinin kaynağı da belli değildir, TRT bile etkilenir. Onlara göre “Huş” Yemen de San’a ile Taiz kentleri arasında bir Türk Ata’ya göre, türkü, Muş’tan Yemen’e gönderilen Türk askerler için sözlerini dikkatli bir şekilde okursak, Anadolu’da söylendiği, Anadolu’dan Yemen çöllerine gönderilen “Mehmetcik”leri de örnek verir“Kışlanın önünde redif sesi var, derken yedek askerleri bile silah altına çağırdıklarını anlatıyor. Savaşmaya gidilen Yemen’de, yedek asker toplanır mı?”Türküye bu açıdan bakarak “Huş” değil, “Muş” olduğu göre de “Huş” değil “Muş”tur...Bir imparatorluk hayali uğruna, Anadolu’dan Yemen çöllerine gönderdiğimiz Anadolu insanının türküsüyle anıp ruhuna Fatiha okuyoruz“Havada bulut yok, bu ne dumandırMahlede ölüm yok, bu ne şivandırŞu Yemen elleri ne de yamandır,Anom yemendir, gülü çemendir,Giden gelmiyor acep nedendir.* * *Kışlanın önünde bir sürü kazlar,Ayağım yalnayak yüreğim sızlar,Yemen’e gidene ağlıyor kızlar,Burası Muş’tur, havası hoştur,Giden gelmiyor acep ne iştir.* * *Kışlanın önünde redif sesi var,Açın bakın çantasında nesi var,Bir çift kundurayla bir de fesi var,Burası Muş’tur, havası gelmiyor acep ne iştir.”* * *Yemen çöllerine telef etmeye gönderdiğimiz Anadolu insanının çantasındakiler sizi ağlatmaz mı?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk her söylenişinde duygulandığı ve en sevdigi Türkülerden olan Türkünün hikayesi “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı Yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. İçlerinden birinin şansı yaver gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kızsa gelinlik çağa gelmiş, e… rkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar ne içindi? Yazık günah değilmiydi evlatlarımıza? “dediği Muş Türküsü hakkında herhangi bir araştırma yapılmadan “Yemen Türküsü” adıyla Yemen’e mal edilerek, Türküde geçen “Burası Muştur…”kısmının “Burası Huştur…”diye söylenmesi ile Kamu oyu yanlış bilgilendirilmektedir. Ve Türkümüzü arap Türküsü olarak göstermek istenmektedir. Oysaki kamu yayıncılığının temsilcisi ve devletimizin en saygın kuruluşlarından olan TRT arşivleri incelendiğinde;ve eski emekli bir generalin araştırması sonucu gercekler ortaya çıkmıştır. Acılı,elemli ve yaslı bir Türkünün öyküsüdür bu. Tarihi bilinmez. Aslında bilinir de herkes kendine göre değişik bir tarih söyler. Ama biz olayın gerçek yüzünü olaya yaşayan ve anlatanların diliyle Türküyü dönüştürüldüğü biçimiyle anlatalım. Anlatılanlara göre o tarihte osmanlı yemen çöllerinde zorlu bir savaşa kurulur,savaş ve şartları haftalar boyu tartışılır çözümün yemen ellerine vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar ki;bir tek vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanında kaçmaları söz konusu dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu istek olmasına olurda osmanlının istediği gibi vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısıda yeterli olmaz. Bu sırada Muş’dan Bulanık,Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir osmanlıya;”hepimiz varız,gönüllüyüz Yemen çöllerine gitmeye” Osmanlıya haber bakar sayı yeterli,karar verilir ve yemen çöllerine Muş’dan oluşturulanbir redif alayı gidilmesine gidilir ama,hiçbiride geri bu Türkü gidipte gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muş’a kalan sevgilisinin sesi,özlemi,elemi ve de acısıdır. Havada bulut yok bu ne dumandır Mahlede ölüm yok bu ne şivandır Bu yemen elleri ne de yamandır Ano Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir Burası Muş’tur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir Mongokun suları ovaya akar Ağam asker olmuş yüreğim yakar Gözlerim kan çanak ağama bakar Gider isem ağam sana köleyim Cemalin bir gülsün ben de geleyim Yemen çöllerinde senle öleyim Şafağın atmışta terkisin bağlar Yavuklunun oturmuş için kan ağlar Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar Saçımın telini edem hedayet Günahım yoğtur ki dilem nedamet Muş’tan başka yoğmu burda velayet Kışlanın önünde çalınır sazlar Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar Yemen’e gidene ağlıyor kızlar Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin İngiliz hayındır güvenmeyesin Arap dilber çoktur evlenmiyesin Karasu uzanır sıra söğütler Yüzbaşım oturmuş asker öğütler Yemen’e gidiyor baba yiğitler Kışlanın önünde redif sesi var Açın çantasına bakın nesi var Bir çift potin ile birde fesi var Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı Ağam mavzer-ilen öge atıldı Alkanlar içinde kuma yatıldı Tez gel ağam tez gel dayanamirem Uyku geflet basmış uyanamirem Ağam öldüğüne inanamirem
burası muştur türküsü ve hikayesi