birgün aklına gelecek olursam bana şiir ısmarla

Adına aşk diyorlar, gelecek diyorlar.. Bana yetmiyor. Bir başka ilden seviyorum. Kırmızıdan uzundur.. Gelincikler gibi bir mevsim değil, dört iklim, dört köşe, bucak kim ne derse desin geri dönecek yerim yok. Bir kentin ortasında çığlık çığlığa bağırarak tek başıma kalsam da yine SEVİYORUM SENİ her gün saatlerce müzik dinlemeli, dans etmeli, açık havada bol bol yürüyüş yapmalı, çokça yazmalı, capon balığına, büüye ve annişime daha çok zaman ayırmalı, gezmeli, fotoğrafa yeniden ağırlık vermeli, ihmal ettiğim dostlarımı arayıp sormalı, buluşup kahve ya da rakı içmeli, daha çok gülümsemeli. Birgün aklına gelecek olursam Bana şiir ısmarla. Eylül 'ü konuşalım" #konuşalım #şiir #olursam #ısmarla. 0 14. Berşan koçoğlu. “Bir gün aklına gelecek olursam, bana şiir ısmarla, Eylül’ü konuşalım” “Bundan sonra hiç Eylül olmayacakmış ama bundan sonrası hep de Eylül’müş gibi.” “Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün. Eylül’den itibaren geceler hazindir uzundur.” Seni Gözlerimle Değil kalbimle Sevdim, Seni Sözlerle Değil Hayatıma Değercesine Sevdim Bebeğim.. Aşkı kalbime Sormak iStersen herzamanki yerde Bekliyor Olacağım, Aşıklar parkında Sensiz günlerime Ağlıyorum Ama Bir Gün Sende Aşık olucaksın biliyorum. Meilleur Site De Rencontre Gratuit 2014. Posts Likes Following Submit a post Archive Mutlaka bir yerlerde oturup konuşalımAylardan Eylül olsun, günlerden çarşambaBen sana şiirler söyleyeyim Sen bana çay ısmarlaBen sararmış anılardan bahsedeyimSen pembe düşlerini anlat banaBirgün aklına gelecek olursam Hatırlat mutlaka oturup konuşalımAma isterim ki aylardan Eylül olsunGünlerden Çarşamba….🍂🍂🍁🍁💞HüzünÇiçeği✍🏻 More you might like YORGUN SERÜVENCİHani o oyuncak bebek için…Hani o fırfırlı etek için…Hani aldığın ilk kırık not için Ağlamazsın orda…Doya doya… Hani sıradağlar gibi lafların birikmişken içinde…Dinlemeden gider ya…Her olayı ona anlatmak için yaşarken…Fark etmez ya…Ağlayamazsın orda…Doya doya… Hani susarken ta içine içine…Hani gülerken Hani kızarken…Hani anlamı yiterken her şeyin…Tökezlerken hep ve yine…Şaşırıp kalmışken sınavın en ilgincinde…Ağlayamazsın orda doya doya…Her şey görüntü her şey kurmaca baksana derken…Tek başımayım oysa…Sınavı yapanla baş başa…Yoksun yokum yokuz derken…Kendi kendine çocukluk yakalarken birden Hani o kırmızı ayakkabı var ya… Çocukluktan bir hatıra…Bir çikolata tadında…Tadı tam da şuracıkta…Koşarken feci düşersin hani…Ağlayamazsın orda doya doya… Aslında sadece anneni özlersin aniden Dertlerin saldırır ya hep birden Anlatamazsın hem Anlayamazsın ya ta yürekten Ne yorgun bir serüven Her gün yeniden Ağlayamazsın tam da orda…Kaçıverir elinden mânâ Hani herkesle koşup yorulup en son sana gelir ya…Herkese anlattığını söyleyiverir istemsiz…Heybendeki tüm sitemler daha bir yük olur ya kaale alınmayınca…Hani yağmur yağarken…Hani eskiden O mendilci çocuk çıkagelir aniden…Hani ağlayabilecek kadar gençken…Hatırlayamıyorum bile o ıslak sokakları…Eskidenmiş çok eskiden… Nüket Belsan Taşören Sabahı uyandırdıysan eğerGünüde ağırlayacaksın başının güzelliklerle başla,Başını okşa bir köpeğin,Köşedeki saksını sula,Yağmurda ıslan,gökyüzüne bakıp renkli kuşağını ara…Günde senin,Güneşte senin..Sahip çık elindekilerine,Az üşüdün diye,küsülürmü mevsime?Güneşi göremedin diye söylenme buluta..Ekmeğin kurudu diye etme sitem kaderineHayallerin kırılsada,yok sayma Umutlarını..Her şey SENİN,İYİSİYLE,KÖTÜSÜYLE,ÇİRKİNİYLE,GÜZELİYLE…Mademki HAYAT seninleSev HAYATINI Herşeyiyle🌧 Hayat kimine uzun, kimine kısa..Lakin ömür dediğin, bir gecelik mola… HUZURLU GECELER 40 , 50, 60, yaş var ya bu yaşlar…Hata yapamayacağın kadar geç,dünyayı baştan yaratacak kadar güçlü,boyun eğmeyecek kadar sağlam,ama bir kez daha kırılmayacak kadar yorgun olursun..Bir çok şey için erken, yeniden başlamak için,hata yapmak için geçtir..Ama herşey içinde aslında, yeni bir başlangıç,yorulmuş bir yüreğin, iyileşme zamanıdır.. Aslında, atacağı her adımı doğru atmak için uğraşırbu yaşlardaki bir kadın, hata yapmak istemez artık..Yüreğinin götürdüğü yere gitmekten korkar,aklını dinlemeyi öğrenir..Artık gidilen yol çok , varılacak yer az kalmıştır. Büsbütün, şekil değiştirdiğin bir noktadır aslında,karar verme için değil, kendin için yaşama seni düşünme atımlık kurşunun vardır artık…Zor zamandır, çok zor, bir kadın için, en önemli dönemeçlerden kendinizi gencim diye kandıramadığınız, ama olgunlaşmaktan haz ettiğiniz, azıcık da olsa, duyguya mantık kattığınız bir dönem. Kadın için ağır, hem de çok . Birileri sizi çok genç görse de, fiziksel olarak yaşınızın çok gerisinde olsanızda, fark etmiyor. Ruhunuz en az artık karar vermeliyim duygularımla yaşadım, artık mantık lazım dönemi…Hiç bir kafese sığılamayacak bir dönem,elden ayaktan düşmeden, tüm dünyayı gezecek dönem,akıl ile akil arasındaki farkı algılayacak dönem,başkalarını merkeze koymaktan kurtulup, kendine kıymet verilecek dönem..Onun için ne yapabilirim yerine, ne istiyorum denilecek dönem,bencilleşmek için harika bir yaş..Seyahat etmek,istediğin yerde yemek,istediğin zaman uyumak, uyanmak, çalışmak ve aynı zamanda gönlünden geldiği gibi, ket vurulmadan yaşamak için karar mercinin sadece kendin olması gereken, kimseye uymayan, size has, başkaları için, çok feci bir dönem..Hayatındaki herkese, hey ben de varım dediğin bir dönem..Kırmak istemediğinden çok, kırılmak istemediğin bir dönem,Çağlayan'ın tam tepesi..Oraya kadar gelebilenlerin, o andan sonra, seninle aşağı atlayıp, atlayamayacağına karar vermesi gereken dönem..Sonbahar gelmeden, şortunla bahçede oturabileceğin son adam gibi, gönlünce , keyifle yaşarsın,ya, kış gelir, o baharı yana yana ararsın… KARDELEN ÇİÇEĞİNİN HİKAYESİKardelen çiçeği, etrafındakilerin dostlarının anlatımıyla güneşe aşık olur. Aslında hayatında güneşi hiç görmemiştir. Çünkü bilir ki güneşi gördüğü an canından olacaktır. Ama bu aşk içinde öyle büyür öyle büyür ki artık dayanılmaz bir hal alır ve Allah’a dua eder, bana bir defacıkta olsun güneşi görmeyi nasip et diye…. Ve bir gün dayanamaz Allah’ın huzuruna çıkar ve şöyle der; “Allahım güneşi görmem için bana izin ver.” Allah’ta ona şöyle seslenir; “Ey kardelen bilmez misin ki sen narin bir çiçeksin ve güneşle karşılaştığın an canından olabilirsin. İyi düşün sana iki gün mühlet veriyorum, ya güneş ya canın .” Kardelen yüce Rabbin huzurundan ayrılır ve düşünür. Ama içindeki güneş sevdası adeta onu içten içe kemirir. sonunda Rabbin huzuruna çıkar ve şöyle der; “Bu aşk beni öyle büyüledi ki güneşi görmek için can atıyorum. Allah’ta ona; “Cesaretini taktir ederim ey kardelen ama bir yandan da üzülürüm, çünkü canından olacaksın.” der. Ve kardelen güneşi görmenin aşkıyla tutuşurken karın üstüne çıkmaya karar verir. Tam o beyaz karın içinden kafasını çıkardığı an güneşi görür, ama ona daha önce söylendiği gibi canından olur. Bu olay herkesin kalbinde yer eder. Herkes çocuklarına ve torunlarına bu olayı anlatır, nasihatte bulunurlar. “Eğer günün birinde aşık olursan, birini çok seversen KARDELEN gibi cesaretli ol..Eğer KARDELEN kadar cesaretin yoksa sakın aşık olma!!! Kimse bilmez uzun gecelerden aldığın yollarda kaç kez düşüp,kaç kez kalktığını bilmez ile kalbindeki sevinçleri vurduklarında, canının nasıl yandığınıbilmez istediklerini kedere ilmek attığını, kaç çorap söküğü ile başa çıktığını, sabahları kaç umutla yamaladığını kimseler bilmez. Pencere önlerinde üşüdüğün anları,özlediğin anıları bilmez kimseler. Topla düşlerini. Gülümse! Sen lazımsın sana herkesten ziyad.! ~ Seçil Oğuz İLGİNÇ 😳😕🤔Makat ameliyatını izlemek için soyluların birbirini ezdiği Kral XIV. Louis …Tarih şimdiye kadar pek çok kibirli lider gördü. Ancak hiçbiri Fransa’da 72 sene hükümdarlık yapan Bu Avrupa için bir rekordur XIV. Louis’i adam öylesine büyük bir egoya sahipti ki devleti, kendisinde somutlaşmış olarak görüyordu. Ancak o nasıl bir devletse kısa boyundan dolayı 21 cm topuklu ayakkabı giymek zorunda hükümdarlık süresi boyunca siyasetin ve toplumun her bir köşesine müdahale etti. Din işlerinden ağaç bakımına kadar her konuda fikir şeyi en iyi o biliyordu. Bu sebeple de toplumsal muhalefete hiç gerek yoktu. Ona göre halkın kendisi gibi bir hükümdara ne yapacağını söylemesi devletin başına gelebilecek en büyük felaketti…Kral ayrıca kendisini bir teşhir malzemesi haline getirmişti. Şöyle ki şanslı bir azınlık, dünyanın en büyük “mucizelerinden” biri olan XIV. Louis’i sabahtan akşama kadar izleme olanağı kendisinde Tanrı kompeksi de vardı. Kral, Pazar günleri kiliselerde kürsüden haça doğru eğilerek ibadet ise kürsünün aşağısında, Kral’a doğru eğilirdi. Yani şu rahatça söylenebilir ki Kral, Tanrı’ya tapınırken halk da Kral’a tapınmak durumunda edebilirsiniz ki Kral’ın bu tutumu soylular arasında “dalkavuklar” sınıfının doğmasına yol övmek ve onu bulutların üzerine çıkarmak Fransız aristokratları için başlı başına bir hedef, hatta bir kariyer hedefi haline geldi. Bu dalkavuklar ordusu, o zaman ortaya epey absürt bir tablo neydi bu soyluların çıkabildiği en son mertebe? Örneğin Kral’ın gömleğini tutmak, bir mumla gideceği yolu aydınlatmak ya da bir av gezisinde onun yanında yer alabilmek çok büyük durum o kadar tuhaf bir hal almıştı ki XIV Louis bu işten hazineye para sağlayabileceğini birçok unvan yaratan Kral, bunu yarım akıllı soylulara pazarlamaya başladı ve bu işten çok para aklı başında insanlar da vardı elbette. Örneğin Maliye Bakanı Demarets Kral’dan daha çok anlamsız unvan yaratılması emrini alınca “Bunları kim alır?” diye yanıt ise şuydu “Kral bir unvan yarattığında, Tanrı onu alacak bir salağı hemen yaratır” Evet, gerçekten de Kral her uyduruk bir unvan yarattığında birçok aristokrat isimlerinden önce bu unvanın okunması için birbirlerini yemeye saati sorunca “Majesteleri saat kaç olsun istiyorsa” diyen ve karakter namına pek bir numaraları olmayan bu “soylular” bana göre zirve noktasına Kral’ın makatından ameliyat olacağı kesinleşince Kral’ın makatındaki irinin temizlenmesi için yapılacak ameliyata girmek, onlar için çok büyük bir olay bazıları hiçbir problemleri olmadığı halde Kral’ın olduğu ameliyatın aynısından olmak için doktorlara sonra ne oldu? Büyük Kral XIV. Louis de tıpkı ondan öncekilere olduğu gibi hayatını zamanlar halkın tapınmasını istediği vücuduna solucanlar ve çiyanlar doldu. Geride kalan soylular ise 74 sene sonra, Fransız Devrimi’nde giyotini boyladı…//Alıntı- Hiçlikhiçliğimi büyüttüm dün geceakıl küpünden t/aşırdım yarınlarıküçük bir mumun alevindeyaktım suskun yakarışlarısırrımı sordum yıldızlarageceye mahpus gözlerleerittiler demirden evleritesbihe dizdimgeceden bozma hayallerişiire yordum zihnimden geçenlerişiirle tefsir ettim, bilinmezliğigerçek göründü, çekilince yalanşiire yürüdüm,tebessüm etti, çile ipini saraneğildim, büküldüm,dimdik olmamı istedi Yaratanyağmur uğradı kentimeıslandım,hüzünler asılı kaldı boynumdayeni başlangıçlar diledimyüreğimi topraktan alalıhala taze, hala kırmızıintihar sandığımız susuşlardasaklı toprağın baharıköklerinde aşk olanadünya gamları sökmezyitik diyarlarda dolaşmaya benzer aşkaramak adamı yormazsevda adamı yormazhiçliğimi ağlattım dün gecegülümsedi varlığım…Şule Meryem Canpolat Şimşek10 Temmuz 2012323 şiiri var.paspasçocukluğumhiçlik keşfet cocuk çocukluk keşfetteyimkeşiftasavvufkışkuzinekestanepatatesayvakarkarlardüşerocakşiirkahvebahaneelörgüsüörgükahvebahane Her nefes alışınız sağlık, mutluluk, sevgi ve huzur dolsun… 🌾🌿HUZURA SARILI BIR AKŞAM DİLİYORUM🌾🌿 İçimdeki yalnızlığa ses verin Ey yalnızlık! Herkesin koynuna girip çıkarsın da bir tek benimle mi düzenli ilişkin var.

birgün aklına gelecek olursam bana şiir ısmarla